Bu Dünyaya Aldanmamış Bir Şair: Sezai Karakoç

Paylaş

Sezai Karakoç’un vefat haberini aldığımda, kurduğum ilk cümle şuydu: O’nu bu dünyaya aldanmamış bir şair olarak belledim. Şiiriyle, sözüyle, fikirleriyle ve üretkenliğiyle 21. Yüzyıla erişen değerli münevverlerimizden biri olan Sezai Karakoç’un en önemli sehl-i mümtenisi hiç kuşkusuz “diriliş” kelimesidir. Kelime diyorum çünkü bu kelime O’nda yeri gelir bir şiar olur, yeri gelir bir kavram olur, yeri gelir bir dergi adı olur.

Kelimelerle özel ilişkiler kurabilen insanlara her zaman ilgi duymuşumdur. Bu alanda en başarılı insanlar bana göre şairlerdir. Çünkü onlar, kelimeleri hissetmenin ötesinde, onların taşıdıkları anlamları inşa edenlerdir. Şiirle ilişkisi sıkı olan insanlar bu nedenle kelimelerden başka hazlar alır. Örneğin İsmet Özel okuyan biri; ev, şarkı ve kalp kelimelerini adeta birlikte düşünür, bu kelimelerin anlamlarını birbirine komşu kılar. Karakoç’u okuyanlar da diriliş kelimesiyle benzer bir ilişki kurar. Allah’ın ayetlerinde buyurduğu ölümden sonra dirilişi de kapsayan, düşmüş birinin ayağa kalkmasını da içeren, Müslümanların eski güzel günleri yâd eden ve artık bir histeriye dönüşmüş olan hayıflanmalarını aşarak Allah’tan umudu kesmeme tutumuna varan geniş kapsamlı bir anlam huzmesini idrak eder, Karakoç okuyucusu. Bu nedenle denilebilir ki şiir okumak, insan olmanın vaciplerinden biridir.

“İnsanlar ne kadar bozulsa da bir gün bozuluşu değil oluşu tercih edeceklerdir nasılsa… O vakit, albenili, afili, şaşırtıcılık uğrunda sanatlarını berhava eden şairler değil ‘sarp yokuş’unu tırmanan o sade dağcı dikkatleri celbedecektir.” Karakoç’un yaşam öyküsüne dair en derli toplu ve sade ifadelerden biri Celal Fedai’nin alıntıladığım cümlelerinde saklı. Karakoç, 20. Yüzyılda Türk şiirinin yüzeyini kaplayan materyalist sese karşı refleks olarak doğan ibtidai bir ses değil, şiirimizin köklerindeki maneviyat damarlarıyla beslenen, olgunlaşmış bir meyve olarak Türk şiir ve düşünce hayatında yerini almıştır. Bu tespitimizden yola çıkarak, onun geleneğin kalıplarına sıkışıp kaldığı düşünülmemeli. Nitekim O, şiirinde istikrarlı bir şekilde Müslümanların (İslam ümmeti kavramı burada akışa uygun olarak parantez içine alınmış adeta sıkıştırılmıştır) içinde bulunduğu belirsizliğin ve zamanın hoyratlığının altını çizmiştir. Bununla beraber hayıflanmanın ötesine geçerek kendi diriliş kurgusunu da ilmek ilmek şiirlerinde işlemiştir. Konuşmalarında da sürekli olarak vurguladığı umutsuzluğa kapılmama halinin, şiirlerine de sirayet ettiği düşünülürse, Karakoç’un bütünlüklü bir tablosu daha kolay çizilebilecektir. Nihayet çizilecek bu tablo, yolu değil ama yolculuğu aydınlatacaktır.

Karakoç, bu dünyaya aldanmamış bir şairdi. Şirini ve sözünü hep bu dünyayı aşan emelleriyle kurdu, dirilişi dahil. Ve ben bildim ki Karakoç’tan; Dirilişin amentüsü her mevsim gül yetiştirebilmektir. Dervişlere muhtaç bir çağda kelimelerini zeytin taneleri gibi seçerek yazan şaire Allah rahmet etsin.

Paylaş

Semih Samyürek

Semih Samyürek, işçi bir baba ve ev hanımı olan annesinin ikinci çocuğu olarak 26 Mayıs 1991’de Kırklareli’nde dünyaya geldi. Kocasinan İlköğretim Okulu, Lüleburgaz Anadolu Lisesi, Uludağ Üniversitesi mezunu. Genel yayın yönetmeni olarak başında bulunduğu Koza Düşünce Dergisi’ni arkadaşlarıyla birlikte bir süre çıkarmıştır. Yazıları İştiraki Dergisi, Koza Düşünce Dergisi, Milli Mecmua Dergisi, Budak Dergi, Ruhsatsız Dergi gibi çeşitli mecralarda yayımlanmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir