Efkar-ı Umumiyenin Ölümü Üzerine

Paylaş

Kamuoyu yoklamaları; sık sık karşımıza çıkar oldu. Özellikle de seçimler öncesinde birçok kamuoyu yoklamasının yapıldığını görüyoruz. Seçimler dışında da kültürel, ekonomik, sosyal vs belli başlı alanlarda kamuoyu yoklamaları yapıldığına şahit oluyor ve bazen de büyük bir merakla yoklamanın sonuçlarını takip ediyoruz. Oysa Kamuoyu olarak sadeleştirdiğimiz efkar-ı umumiye mefhumu gerçekten var olsaydı, onu yoklamaya gerek olur muydu? Diye sormadan edemiyorum. Örneğin siz salonda oturuyorsunuz ve çocuğunuz da içerideki odada. Bir süredir sesi gelmiyor. Ayağa kalkar ve: “Şu çocuğu bir yoklayım.” Dersiniz. Çünkü çocuğunuzdan yaşam belirtisi olan bir ses gelmemekte. Yani yoklamak dediğimiz şey, yaşayıp yaşamadığını kontrol etmek namına yapılan bir harekettir. Birçok filmde, vurulmuş halde yerde yatan kişinin de aynı şekilde yoklandığını yani dürtüldüğünü görürüz. Öyleyse yoklamak dediğimiz şeyin, gürül gürül yaşayan bir canlıya karşı değil, ölüp ölmediği belli olmayan birine karşı icra edildiğini anlıyoruz.

Efkar-ı umumiye eğer yaşasaydı, onu yoklamamıza gerek olmazdı. Yüz yıl öncesine dönelim. Antep, Maraş, Hatay, Adana, Aydın, İzmir, Bursa ve diğer şehirler… İşgal altında olan topraklarımızın tümünde kendiliğinden bir kıyamla, kuva-i milliye hareketleri yeşerdi. İlk kurşun sanılanın aksine 1918 yılında Dörtyol’da atıldı. Efkar-ı umumiye, İstanbul’dan ya da Ankara’dan kısacası herhangi bir merkezden gelecek olan bir telgrafı beklemedi, doğrudan harekete geçti. Kuva-i Milliye, efkar-ı umumiyedir. Yoklanmasına hacet yoktur. Eğer yaşıyorsa, her türlü toplumsal olayda kendini ortaya koyar, olayı ele alır ve sözünü söyler. Bugün sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi hemen her gelişmeden sonra kamuoyunu yoklama ihtiyacı hissediyoruz çünkü onun yaşayıp yaşamadığını anlayamıyoruz, ses çıkarmıyor, buradayım demiyor.

Efkar-ı umumiye, isimsizlerden oluşur. Tek tek tanımadığımız şahsiyetlerin aynı inanç, anlayış, ve davranışlara sahip oluşu düzleminde şekillenir. Meşhurlar, isimsizlere galebe çaldığı ölçüde de efkar-ı umumiye vefat eder, ortadan kalkar. Halkın ne düşündüğünü anlamak için meşhurlara sorular soruluyorsa, ya da o meşhurlar televizyonlara çıkıp halkın ne düşündüğünü anlatma gafletine düşüyorsa, artık herhangi bir efkar-ı umumiyeden söz edemez hale gelmişiz demektir. Çünkü efkar-ı umumiye, kendiliğindenci bir tarzda varlığını icbar eder. Ekende, biçende olmayan fakat yemede ortak olanlar, vatanın her bir köşesini inek sütü sağar gibi sağıp, ağızlarını da ineğin memesine dayamaktan çekinmeyenler sözünü ettiğimiz ölümü her fırsatta kutluyorlar.

Türkiye’de bir toplum hayatından söz edebilir miyiz? Ziya Gökalp’in milli mefkure olarak kavramsallaştırdığı anlayışın içi bugün turistleri ağırlayıp dolarlarını cukkalamayla dolu. Mefkuresizliğimiz o boyuta ulaştı ki, mefkuremiz turist ağırlama noktasına geldi. Önümüze koyduğumuz tek ortak hedef belki bu olabilir. Bazen de milli takımın futbol müsabakarında galibiyet elde etmeyi sayabiliriz. Bunlar dışında milli bir mefkureden söz edemez hale geldik. Bu durumun elbette efkar-ı umumiyenin ölümüyle bir bağlantısı var. Milli pazarımızın olmayışı ve küresel finans tahakkümüne karşı Türkler olarak karşı koymayışımız (bu ikisi aslında aynı anlama tekabül ediyor) kimliğimizin nasıl yozlaştığını gözler önüne seriyor.

Yalnızca hayıflanmak için yazmayı doğru bulmuyorum. Oturduğumuz yerden şikayet etmek dışında bir şey yapmıyorsak, şikayetlerimizin ulaşacağı mecrayı tanımıyoruz demektir. Mecramız kim? Türk milleti mi? O halde, kendimizi adlandırdığımız ve ne kadar mensubu olduğumuzun soru işaretleri barındırdığı bu mecra, şikayet dilekçemizi kaale alacaksa çözümü de ancak bizim üzerimizden, bizimle, biz olarak yerine getirebilir. Bu sebeple aksiyon almayı, faaliyet içinde bulunmayı, hareket etmeyi her zaman zihnimizde tutmalıyız. Efkar-ı umumiyenin canlanması, milli pazarın tesis edilmesi, ihtiyaçtan fazlasının tüketilmemesi ve Allah’ın nimetlerinin israf edilmemesi gayesiyle bir yol alınacaksa, eğer bu yolun alınması önemseniyorsa, başımıza bela olanlara dönük kinimizi diri tutmak zorundayız. Ne zaman ki diyalogçuluğa adım atılıyor, o vadede başımıza örülen çorapların sayısı artıyor.

Vox populi vox dei” dermiş Romalılar. Oysa efkarımız, yani fikirlerimiz, sıradan insanlar olarak bugün hiç olmadığı kadar işgal altında. Belirlenmişliğimiz ve üzerinde hiç durmadığımız ve doğru zannettiğimiz bilgilerimizle bir yol tutturmaya çalışmaktan ziyade sadece bize gösterilen yolu yürümeye çalışıyoruz. Seslerin birbirine karıştığına şüphe yok. Topuklarımız yere değdikçe çıkan ses, üzerimize toprak atan küreklerin sesinden başka bir şey değil.

Paylaş

Semih Samyürek

Semih Samyürek, işçi bir baba ve ev hanımı olan annesinin ikinci çocuğu olarak 26 Mayıs 1991’de Kırklareli’nde dünyaya geldi. Kocasinan İlköğretim Okulu, Lüleburgaz Anadolu Lisesi, Uludağ Üniversitesi mezunu. Genel yayın yönetmeni olarak başında bulunduğu Koza Düşünce Dergisi’ni arkadaşlarıyla birlikte bir süre çıkarmıştır. Yazıları İştiraki Dergisi, Koza Düşünce Dergisi, Milli Mecmua Dergisi, Budak Dergi, Ruhsatsız Dergi gibi çeşitli mecralarda yayımlanmaktadır.

2 thoughts on “Efkar-ı Umumiyenin Ölümü Üzerine

  • Temmuz 5, 2023 tarihinde, saat 4:21 pm
    Permalink

    Bu yazıdaki bazı terimlerin anlamını birçoğumuzun bilmeyişine rağmen eminim ki okuyanların aklına bu ülkedeki (belki bulunduğumuz şehirler, mahalleler, aileler veya bireylere kadar inebilir bu düşünce) ses etmediğimiz veya ses etsek dahi bir sonuç alamayacağımızı düşündüğümüz o kadar çok örnek gelmiştir ki… O kadar fazla ki bugünden başlamak gerekiyor bazı düşünceleri desteklemeye, savunmaya.
    Pankart yapsanız arkasında fazlaca yürüyenin olacağı ama bireylerin tek başına savunmadığı diğer bir hususa değinmeniz de birçok insanı farkındalığa götürecektir. Belirttiğiniz gibi toplumun (veya toplumumuzun) genel kesiminde, ülkelerden beslenme arayışı, ülkecek kalkınma çabasının önüne geçmiş durumda. Bu da bizi gelişmeden gerilemeye götüren büyük bir sebep. İnsan özünde bulmalı kendini geliştirecek olanı.
    Teşekkürler bizi aydınlattığınız için.

    Yanıtla
    • Temmuz 6, 2023 tarihinde, saat 7:09 am
      Permalink

      Var olun, anlaşılmak ve anlamak adına atılan adımlardan çıkan sesi duymuş olduk.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir