Gergedana Dönüşen Adaylar

Paylaş

Absürt tiyatronun önemli kalemlerinden Eugène Ionesco’nun Gergedanlar adlı oyununda, insanlar birden gergedana dönüşmeye başlar. Bu absürt olay karşısında radyolarda, TV’lerde durumu tartışan profesörler belirir. Bir profesör, yaptığı gözlemler sonucu bir kısım insanın kulağı uzun ve ince olan Afrika gergedanına dönüştüğünü, bir kısım insanın ise kulağı daha yuvarlak olan Asya gergedanına dönüştüğünü tespit ettiğini anlatır. Ne muazzam bir tespit değil mi? Profesörün değil yazarın tespitinden söz ediyorum. Modern kapitalist dünyada kurulan o kocaman tiyatro sahnesine tiyatro ile gereken cevap uzun zaman önce verilmiş fakat hala Türkiye’de de uzun yıllardır asıl meseleler hasır altı edilerek, kuklalar aracılığıyla gereksiz meseleler tartıştırılıyor. Bugün de benzer bir noktadayız.

Millet ittifakının aday tartışmaları gündemi bütünüyle meşgul etmiş durumda. Uzunca bir süredir bir araya gelen ancak hiçbir şekilde kendi aralarında aday konuşmayan 6 lider, 2 Mart 2023 tarihinde yaptıkları son toplantılarında ilk kez somut bir şekilde adayın kim olacağını konuştular. Önce ilke sonra isim mantığıyla hareket ettiklerini her defasında söylüyorlardı ancak bu mantığın baş aşağı durduğunu da biz her fırsatta söylüyorduk. Türk seçmeninin reflekslerini biraz olsun bilen bir yorumcu, kolaylıkla bu yöntemin yanlışlığını tespit ederdi, ki edenler de bolca mevcuttu. Peki niçin aday ismi bugüne kadar konuşulmadı? Önce buradan başlayalım, zira başladığımız nokta bizi bitiş çizgisine de götürecek.

31 Mart 2019 seçimlerinde Millet İttifakının elde ettiği başarı, yani birçok büyükşehir belediyesinin AKP’den alınması neticesinde, hatta belki de o geceden itibaren Kemal Kılıçdaroğlu’nun kafasına kendi adaylığını koyduğu kanaatindeyim. Kuşkusuz bu en doğal hakkıdır, bunu tartışmıyorum. Fakat tam 4 yıldır bu yolda adım adım ilerleyen Kılıçdaroğlu’nun, 2 Mart 2023’e kadar adaylığına dair kendisinin hiç konuşmamasını ve yalnızca çevresindeki bazı kişileri konuşturmasını da doğru bulmuyorum.

Meral Akşener’in tüm bu süreç içerisinde bile bile neden masada oturmaya devam ettiğini soracak olursanız, ya Kılıçdaroğlu’nu ikna edebileceğini düşündü ya da masayı son dakikada devirmeyi en baştan göze aldı, şeklinde cevap verebilirim. Nitekim AKP’den kopan küçük partileri havada kaparak masaya oturtma konusunda Kılıçdaroğlu çok hevesliydi ve bunu belli ki kendi adaylığına giden yolda kullanmak istedi. Bu partilere vereceği belli vekil sayıları karşılığında adaylığına koşulsuz destek sağlamış olması kendi siyasi manevraları açısından işe yarar bulunabilir. Fakat tüm bunlar olurken Akşener’in pasif kaldığını söyleyebilir miyiz? 2 Mart’a gelmeden çok daha önce en azından bu tartışmayı masada açamaz mıydı? Bu elbette Akşener’in kendi bileceği iştir. Sonuç olarak geldiğimiz noktada seçime çok az bir süre kala Erdoğan’ın karşısına ortak bir aday konamayacak. Peki mühim olan bu mu? Bana kalırsa tüm bu tartışmalar bizim açımızdan magazinden ibaret. Asıl tartışılması gerekenleri yine ve yine ıskalıyoruz.

Asıl gündemimiz olması gereken birkaç soru sıralayacağım. 1) Erdoğan karşısında aday olacak kişinin esaslı bir FETÖ ile mücadele eylem planı var mı? Yoksa FETÖ ile yıllarca yan yana yürümüş kişilerle yürüyerek mi mücadele edeceğiz? 2) Kuzey Suriye’de mukim olan ve artık kök salma yolunda ilerleyen terör örgütüne yönelik içeride ve dışarıda hangi stratejilerle mücadele edilecek? Gösterilecek adayın gerçek bir terörle mücadele planı var mı? 3) Aday, Doğu Akdenizde son yıllarda artan gerilime karşılık, Mavi Vatan olarak adlandırdığımız bölgeyi korumaya yönelik hangi stratejilere sahip? 4) Aday, AB, NATO gibi her darbede darbe yapanların bağlılık yemini ettiği uluslararası örgütlere dair hangi politikalara sahip olacak? 5) Aday, Türkiye’nin en büyük problemlerinden olan nüfusun orantısız dağılımı konusunda herhangi bir projeye sahip mi, bu konuda ne yapacak? Bazı illerimiz neredeyse büyükçe birer mahalle olma yolunda küçülürken bazı illerimizin Çinleşmesi hakkında hiçbir makro planı olacak mı? Orantısız nüfus dağılımı ile birlikte ekonomik sahanın da orantısızlığına yönelik elbette paralel makro planlar olmalı, adayda bunlar var mı? 6) 6 Şubat 2023’te yaşadığımız deprem afetinden sonra İstanbul’da 93 okul boşaltıldı. Bu 93 okul 5 Şubat gününde de çürük değil miydi? O halde adayın deprem konusunda ivedilikle makro planları hayata geçirecek bir iradeye sahip olması gerekmez mi? Adeta milli bir seferberlik ilan ederek hep birlikte depreme dair dönüşüm, iyileştirme, yıkım, yeniden yapım gibi tüm süreçleri önümüze koymamız elzem değil midir? Adayın bu konuda herhangi bir planı, projesi var mı?

            Tüm bu sorulara yönelik daha önce 6lı masanın yayımladığı metinlerden çeşitli örnekler gösterilebilir. Ben kimsenin okumadığı metinlerle ilgilenmiyorum. Ben adayın ve tabii kurmaylarının sahip olduğu/olacağı projelerden söz ediyorum. Meclis çoğunluğunun kimse tarafından alınamayacağı ayan beyan ortadayken, yani teknik olarak imkansız olduğunu bile bile her fırsatta ve sadece parlamenter sisteme dönüş vurgusu yapılarak insanların oyalandığını konuşmayacak mıyız? O halde Cumhurbaşkanlığının geniş yetkileri yeni aday tarafından pekala kullanılacak. Bu aday Türkiye’nin önündeki asıl sorunlar için mi kullanılacak, yoksa kişisel ajandalar için mi? Yukarıda saydığım birkaç konu Türkiye’nin beka meselelerinden yalnızca birkaçını oluşturuyor ve görebildiğimiz kadarıyla bu konularda geçiştirici birkaç açıklama dışında bir şey yok. Ben bir seçmen olarak bu temel meselelerde esaslı çözüm önerileri talep ediyorum. Aday pazarlığı istemiyorum. Kapalı kapılar ardından birbirine benzemeyen 50 tane partinin çıkar uzlaşısı ile bir isim üzerinde anlaşmasını istemiyorum. Buradan kazanılacak seçimin de hayır getirmeyeceğine inanıyorum.

            Okura bir İsmet Özel sözü aktararak yazımı bitireceğim: “Senin ve benim Avrupa’da, Amerika’da dostlarımız ve şemsiyelerimiz yok. İsviçre bankalarında hesabımız yok. Buna rağmen zulme boyun eğmemeğe kararlıyız. Bedeli ne olursa olsun Müslümanca yaşamanın haysiyetine talibiz.”

Paylaş

Semih Samyürek

Semih Samyürek, işçi bir baba ve ev hanımı olan annesinin ikinci çocuğu olarak 26 Mayıs 1991’de Kırklareli’nde dünyaya geldi. Kocasinan İlköğretim Okulu, Lüleburgaz Anadolu Lisesi, Uludağ Üniversitesi mezunu. Genel yayın yönetmeni olarak başında bulunduğu Koza Düşünce Dergisi’ni arkadaşlarıyla birlikte bir süre çıkarmıştır. Yazıları İştiraki Dergisi, Koza Düşünce Dergisi, Milli Mecmua Dergisi, Budak Dergi, Ruhsatsız Dergi gibi çeşitli mecralarda yayımlanmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir