Modern Dünya Sistemi ve Gazze Felâketi

Paylaş

“Gazze şeridi felâketinde Batı zerrece fire vermeden İsrail’in yanında yer alıyor. Türkiye ülke ve millet olarak rüştünü ispat edemedi. Yüz sene boyunca Türklerin başında bir yönetici zümre bulunup bulunmadığını merak ediyoruz. Cevabını aradığımız sual Türk topraklarında karşımıza çıkan bütün sakatlıkların kimin eseri olduğu noktasına sürüklüyor bizi.”

İsmet Özel, 18 Ekim 2023

“Devlet III. Selim saltanatıyla birlikte Avrupa devletleriyle aynı hizada yer almağı hedef ittihaz etti. Bu kabulleniş Tanzimat’la taçlandırıldı. Birinci ve İkinci Meşrutiyetle İlahî karakter kazandı ve hâlâ değerini koruyor. Şimdilerde Batı ülkelerinin ahalisi Müslüman bilinen ülkelerde halkıyla belki hiçbirimizin rağbet etmeyeceği bir tür irtibat sağlamış bütün yöneticileri tasfiye ettikten sonra Gazze-İsrail çatışmasını başlattığına dikkatini çeviren yok.”

İsmet Özel, 18 Ekim 2023

Modern Dünya Sistemi, çok boyutlu ve karmaşık görünen politikaların altında çok temel bir ilkeye dayanır. Kıymetlerin ve değerlerin aşağıdan yukarıya akarak sermayenin uluslararası büyük şirketlerin elinde birikmesi. Kapitalizmin bugünkü aşaması; “böl, parçala, yönet” kelimeleriyle özetlediğimiz ulus devlet paradigmasının sona erdirilmesi hedefini zorunlu kılacak bir seviyeye erişmiş durumda. Söz konusu ilke her ne kadar herkesin ağzına sakız olmuşsa da bu ilkenin pratikte neye karşılık geldiğini bazen tam olarak göremeyiz. Gördüğümüz şey genellikle sistemin bize sunduğu gösteridir. Sistem, dünyadaki gerçek ayrımın farkına varmamamız için zihin karmaşası yaratmaya çalışır. Özellikle ben kimim? Ya da biz kimiz? Sorularına verdiğimiz cevaplar bu karmaşa yaratma çabasının ne denli başarıya ulaştığının bir delilidir.

Sistem, zihinlerimizde karmaşa yaratma çabasının bir aracı olarak tüketilmesini istediği hazır bilgileri bazen muhalif bazen yandaş kıyafetli/görünümlü kanallar aracılığıyla dünyaya akıtır/boca eder. Bu kanallar artık sadece gazete ve televizyon değil, bugün özellikle sosyal medyadır. Üstelik bu noktada ortaya yeni bir durum çıktı; Gazete ve televizyonların sahip olduğu kurumsal kimlikler bugün sosyal medya gazeteciliği, ya da sosyal medya haberciliği/yorumculuğu diyebileceğimiz aktarım sürecinde ortadan kalktı. Durum artık şahısların kişisel tutumlarına, arzularına, hesaplarına, keyiflerine bırakıldı. Söz konusu şahısların bir kurum tarafından iç denetime tabi tutulmadığını düşünecek olursak, bize haber aktaran kişilerin kimlere çalıştığını, kimler tarafından fonlandığını ancak kişisel araştırmalarımız neticesinde elde edebiliyoruz. Kısacası yirmi birinci Hristiyan asrında kurumsal kimliklerin de çözülmeye başlamış olmasıyla (dünya sisteminin bilgi akışı sahasında yeni bir aşamaya geçişi) birlikte yukarıda zikrettiğimiz hazır bilgi akışı kolaylaştı ve yoğunlaştı.

Kolaylaşan, bireyselleşen ve daha hızlı tüketilen yalan haber akışı, zihinlerimize bazen de sistem muhalifliğinin nasıl olması gerektiğini kodlayacak şekilde akar. Sistem en çok kendi muhaliflerinin zihinlerini karıştırmak ister. Bu nedenle sistem; zihinleri tamamen karıştırılarak tüketime zerk edilen kitlelerin yanında, sisteme muhalif olanları da çeşitli Truva atlarıyla etkisiz kılmaya çalışır. Muhalif görünümlü fakat dikkatlerimizi düzenli olarak bizi ilgilendirmeyen noktalara çeken komprador aydınlara dikkat çekmek de bu nedenle boynumuzun borcudur.

Gazze Felâketi

Tüm dünyada hızla seyreden hazır bilgi akışı, modern kavramlarla yapay bölünmelere uğratılmış Türk toplumu içinde bilgiden çok tatmin nesnesine dönüşüyor. Hakikatin büyük oranda bölünüp parçalandığı çağımızda haber akışı da hakikate hizmet etmekten ziyade bir ideoloji çerçevesinde bir araya getirilmiş insanlara, mevcut durumlarında devam etmelerini sağlayacak zihinsel yakıtı temin ediyor. Birlemiş Milletler’in ve Joe Biden’ın her fırsatta dile getirdiği Filistin ve İsrail olacak şekilde iki devletli çözüm önerisi, ki aynı çözüm Kıbrıs için de dile getiriliyor, temelde sorunu çözmekten ziyade sorunu tekrar üretmeye yarıyor. Nitekim herkesin dilinde dolanan o meşhur 1967 sınırları meselesi de iki devletli çözümün resmen ilan edilmesine dayanıyor. Modern dünya sistemi, bölgede iki devletli çözüm olmasında kararlı ve Türkleri de bu çözüm(süzlük) önerisine ikna etmiş durumda. İsmet Özel yukarıda: “Türkiye ülke ve millet olarak rüştünü ispat edemedi.” Derken, yazının başında vurguladığımız, ulus devlet paradigmasının değiştirilmeye çalışıldığı bir dönemde Türkiye’nin bu paradigma değişimine direnememekte olduğunu vurguluyor. Köşe sıkıştırıldığımız yerde elbette bizi köşeye sıkıştıranların da rolü var. Tek suçlu olarak kendimizi ilan etmek biraz da kolaycılık anlamına gelir. Bu sebeple yukarıda İsmet Özel’den yaptığım ikinci alıntıya odaklanalım: Batı’nın, Gazze-İsrail çatışmasını başlatmadan önce bu çatışmada açık bir pozisyon alabilme ihtimali olan tüm Müslüman liderleri tasviye ettiğini söylüyor Özel. Bu söylenene itiraz etmek isteyenler olacaktır, onlara söyleyebileceğim tek şey, kafalarını kaldırıp son olarak ‘Arap Baharı’ ile üstlerinden geçilen Müslüman ülkelere bakmaları. Hangi Müslüman ülke İsrail’in yaşattığı felâketi durdurabiliyor? Farâzi bir örnek olarak; bugün İsrail güçsüz durumda olsaydı ve saldıran taraf Gazze olsaydı, ABD başkanı, İsrail’e sadece destek tweetleri mi atardı? Başka bir itiraz; İsrail’i durdurmanın bizim elimizde olmadığını iddia edebilir. Fakat Türkiye’deki kıymetlerin ve değerlerin Yahudilere akmasını engellemek bizim elimizde. İstiklal Harbi Şehitleri tam olarak bu hakkın bizim elimizde olabilmesi için şehadete yürümüşlerdi. Dünya sisteminin zihinlerimizi neden karıştırmaya çalıştığının bir örneği de budur. Zihnî berraklığa ulaşmak ve bunun getireceği şuur seviyesine yükselmek için dünya sistemini doğru tanımak, asıl düşmanımızın kim olduğunu iyi bilmek ve elbette ona göre amel etmek zorundayız.

“Dünya değirmeni çok büyük miktarda ve çok az elde birikmiş sermayenin temin ettiği suyla dönüyor. Sermaye en büyük harcamasını günlük hayatımızı idame ettiren nesne ve hissiyat alanında yapıyor.” Diyor Özel. Kapitalizm zihinlerimizi karmaşıklaştırma yolunda günlük hayatlarımızı işgal etme stratejisini de kullanıyor. Dinlediğimiz müzikler, dinlediğimiz müziklerin sözlerine kulak asmayışımız, sosyal medya, TV karşısında geçip açtığımız haberler, büyük kentlerin içinde sıkışmış halde oradan oraya koştururken hayatımızı kolaylaştırıyor denerek elimize tutuşturulan envai çeşit icat… Muhatap olduğumuz nesneler bizi her gün yeniden sistemin meşruiyetine ikna ediyor. İkna olduğumuz yerden hastane bombalamalarını seyrediyoruz. Başımızda öyle bir yönetici zümre bulunmalı ki; temel hedefi, yukarıda altını çizdiğim; kıymetlerin ve değerlerin aşağıdan yukarı akışını durdurmak olmalı. Söz konusu akış durmadan, Gazze felaketine dair maalesef tweet atmaktan öteye geçemeyeceğiz. Kapitalizmin geldiği bugünkü aşamada söz konusu akış ancak güçlü bir ulus devlet duvarıyla kesilebilir. Güçlü bir ulus devlet ise kim olduğunu iyi bilen, kültürünü koruyan, yaşayan ve geliştiren, tarih şuuruna sahip, Türk milletine aidiyet besleyen ve ortak hedefler etrafında kenetlenebilmiş bir toplumla mümkün olabilir.

Sistemin Aşağısı Yukarısı

Modern dünya sisteminde bir de yukarıdan aşağıya akan bir şey vardır: Kültür. Tüketim nesneleri, toplumların yapay ikiye bölünüşleri (seküler-muhafazakar gibi), modern ideolojilerin zihinlerde yarattığı tahribatlar (estetik algımızın bozulması gibi) ve kasıtlı bilgi akışıyla (yalan haberler ve karmaşık ansiklopedik yalan bilgiler) yukarıdan aşağıya doğru ‘modern’ bir kültürel akış yaşanır. Yani kıymetlerin aşağıdan yukarı akarak sermaye birikimi oluşturmasının tamamlayıcısı olarak kültür de yukarıdan aşağıya akar/yayılır. Giderek her birimizin cebine kadar girer. Bu kültürel işgalin iki temel amacı vardır. Birincisi: değerlerin (para, altın, hisse, akla gelebilecek tüm menkul ve gayrimenkul değerler) aşağıdan yukarıya akışını devam ettirmek. İkincisi: Değerlerin aşağıdan yukarıya akışına itiraz edebilecek olan kim varsa daha baştan önünü tıkayabilmek. Nitekim kültürel olarak öyle bir noktaya sıkıştırıldık ki; bugün Türk müziğinden söz açtığımızda, alacağımız muhtemel cevaplardan biri; o ne? Olacak.

Modern dünya sistemi, ideal bulduğu kültürü yukarıdan aşağı daha çok ve daha kolay yayabilmek için güçlü ulus devletlerin yaşamadığı yeni bir paradigmayı neşrediyor. Bu yolla kıymetlerin ve değerlerin aşağıdan yukarı akışı da kolaylaşıyor ve hızlanıyor. Bu sebeple içinde bulunduğumuz çağda temel cephenin, temel pozisyonun ulus devleti korumak ve güçlendirmek olduğu kanaatindeyim. Öyle ki; sözünü ettiğimiz ulus devletleri ortadan kaldırma paradigmasına Türkiye de Yunanistan da Ermenistan da İsrail de dahil. Joe Biden’e kulak verelim: “İsrail’in Gazze’yi işgal etmesi büyük hata olur. Hamas’ın tamamen yok edilmesi gerekiyor ancak Filistin yönetimi ve devleti için bir yol olması da gerekiyor. Bu yol, iki devletli çözümdür ve on yıllardır ABD’nin politikası haline gelmiştir. ABD İsrail’in yanında 5 milyon Filistinliye bağımsız bir devlet oluşturacaktır.” Joe Biden (7 Ekim 2023 tarihinde başlayan Hamas – İsrail çatışmaları hakkında) Dünya sistemi belki kendine en çok direnebilecek olan (çünkü kendine direnmiş olan tek millet olarak) Türklerin gücünü kırabilmek adına Doğu Akdeniz’de iki devletli çözümü savunuyor. Bizlerse sıkıştırıldığımız yerden bu savunuya omuz veriyor, ortak oluyoruz. Hayır, ben iki devletli çözümü reddediyorum. Bölgede ne dünya sisteminin istediği küçük devletleri ne de Siyonizmin istediği Büyük İsrail’i kabul ediyorum. Sözü şaire bırakarak yazımı noktalıyorum:

“Balkona bayrak astım sonra öptüm ve sustum

Benim balkon Tuna’ydı, Bağdat’tı hem Mohaç’tı.

Amasyalı hey dedim sana kaldı fütühat

Hoşgeldine geldiler çoğunun karnı açtı”

Süleyman Çobanoğlu

Paylaş

Semih Samyürek

Semih Samyürek, işçi bir baba ve ev hanımı olan annesinin ikinci çocuğu olarak 26 Mayıs 1991’de Kırklareli’nde dünyaya geldi. Kocasinan İlköğretim Okulu, Lüleburgaz Anadolu Lisesi, Uludağ Üniversitesi mezunu. Genel yayın yönetmeni olarak başında bulunduğu Koza Düşünce Dergisi’ni arkadaşlarıyla birlikte bir süre çıkarmıştır. Yazıları İştiraki Dergisi, Koza Düşünce Dergisi, Milli Mecmua Dergisi, Budak Dergi, Ruhsatsız Dergi gibi çeşitli mecralarda yayımlanmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir